covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türk hekimlerinden literatüre girecek tedavi!
Covid-19 teşhisiyle 12 Nisan’da yoğun bakıma yatan ve akciğerleri iflas ettiği için akciğer nakli bekleyen Erhan Çakır, tam 6 ay sonra akciğer nakline gerek olmayacak şekilde iyileşti.

Sancaktepe'de yaşayan 44 yaşındaki Erhan Çakır, koronavirüs pandemisinin ülkemizde en tehlikeli zamanı olan Nisan ayının başında önce grip olduğunu zannetti ve özel bir hastaneye gitti. Orada tahlil yapıp film çektiler, ilaç verip eve gönderdiler. Ertesi gün durumunda bir değişiklik olmayınca bu sefer başka bir hastaneye gitti. Orada da ilaç verip eve gönderdiler. Yine sonuç alınamayınca tomografisindeki ağır tutulmaları gören doktorlar COVID-19 teşhisi koydu. İlaç verip tedavisini evde planladı.

[ads-post]

Durumu iyice ağırlaşınca ve nefes alamamaya başlayınca eşi Duygu Çakır eşini yeniden hastaneye götürdü. Erhan Çakır, 9 Nisan'da hastaneye yattı, 12 Nisan'da yoğun bakim servisine alınıp entübe edildi. 15 gün Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kaldıktan sonra Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edilip ECMO (Yapay Akciğer) cihazına bağlandı. Aylarca yoğun bakımda cihaza bağlı yaşayan ve Akciğer Nakli Bekleme Listesi'nde akciğer nakli olabilmek için gün sayan Çakır, geçtiğimiz günlerde iyileşme gösterince Eylül ayında odaya alındı ve serviste takip edilmeye başlandı. Yürüme terapileri nefes eğersizleri başlandı. Acilin acili akciğer nakli bekleme listesinden de çıkarıldı. Bundan sonra kendi akciğerleri ile hayatına devam edecek.

SBÜ Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Kaan Kırali, "Dünyada ileri derecede yetmezliğe yol açan bu tip durumlarda akciğerlere yüksek basınçlı solunum desteği uygulamaları yapılır. Biz de tam tersine tüm basınçları minimalize ederek akciğerleri kendi haline bıraktık. Akciğer kendi kendisini yenileyerek kapasitesini artırdı. Gittikçe artan bir hacimle yeniden çalışmaya başladı. Bu uyguladığımız tedaviyi yeni bir model olarak yayın haline getirip literatüre gireceğiz. Bu şekilde tamamen kendisini yenilemesi, çalışmaya bırakıldığı için iyileşme daha hızlı oldu. Böyle 2 hastamız daha var, onların da tamamen iyileşmesini bekliyoruz" dedi.

[right-side] sabah.com.tr

“Covid-19 ve Pandemi Hastanesine Dönüşüm”
Türkiye'nin pandemi ile mücadele merkezi Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi ekipleri, 6 aydır canla başla sürdürdükleri mücadeleyi, 400 sayfalık bir kitaba döktü.

Başhekim Doç. Dr. Nurettin Yiyit, “O tarihten bu yana 10 binden fazla hastaya hizmet verdik. Aslında bu kitapta uykusuz geçirilen geceler, ailelerden sevdiklerinden ayrı kalınan aylar, belki de 'bir kalp atmaya devam etsin' diye beyaz tulumun içinde, siperlliğin arkasında dökülen terler var” dedi. Pandemi döneminde Covid Polikliniği Sorumlusu olarak görev yapan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Demir ise, “Bir nörolog olarak beni Covid sonrası en çok etkileyen şey, genç yaşta görülen inmeler oldu. Covid nedeniyle çok fazla gençte inme gördük” dedi.

Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çekmeköy Devlet Hastanesi ile Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi ile Türkiye’nin en büyük pandemi merkezi olduklarını söyleyen Başhekim Doç. Dr. Nurettin Yiyit, bir hastanenin nasıl hızla bir pandemi merkezine dönüştürülebileceğini, görünmeyen bir düşmanla savaşılırken olağanüstü koşullarda binlerce vatandaşın başvurduğu bir merkezde hangi tecrübeleri edindiklerini satır satır kaleme aldıklarını ve ortaya 400 sayfalık “Covid-19 ve Pandemi Hastanesine Dönüşüm” kitabının çıktığını söyledi.

[ads-post]

Kritik vaka yönetiminden, personel mesailerinin düzenlenmesine, eğitimlerden, virüsün kol gezdiği günlerde hijyenik yemek dağıtımının nasıl yapılacağına varana kadar pandemi yönetimindeki kritik noktaların yer verildiği kitap, Türkiye’deki pek çok hastaneye de basılı veya PDF formatında dijital olarak gönderiliyor.

“10 BİNDEN FAZLA HASTAYA HİZMET VERDİK”

Doç. Dr. Yiyit, “Sancaktepe'de yerleşmiş bulunan İlhan Varank Eğitim Araştırma Hastanesi ve Çekmeköy Hastanemizle başlamış bir süreç, şu anda Feriha Öz Acil Durum Hastanemizle devam ediyor. Bu üç hastanenin yola çıkış sürecini dikkate aldığımızda, belki de ülkemizdeki şu an en büyük hasta tecrübesi olan merkeziz aslında. Ülkemizde ilk vakanın başlaması ile hızlı bir şekilde pandemi hastanesine dönüştük ve şu ana kadar devam eden bu süreci Feriha Öz Acil Durum Hastanesi'nde en yüksek rakamları yöneten hastane olarak sürdürüyoruz. Şimdiye dek yaklaşık 10 bin civarında yatan hastaya hizmet verdik. Bu hastalar aslında sadece Covid hastaları değildi. Gebelik, kardiyak problemler gibi acil durum vakalarını da içeriyordu. Bu süreçte edindiğimiz bu yüksek hasta tecrübesini bir şekilde kalıcı hale getirmemiz gerekiyordu. Pandeminin pik yaptığı dönemde, hızlı bir şekilde tecrübelendiğimiz ve kendimizin de bu sürece çok şey kattığımızın idrakinde olduk. Tedavi süreçlerindeki önerilerimizi mümkün olduğunca yüksek sesle duyurduk. Çok kişiye faydalı olmaya çalıştık ve önerilerimizin de sonuçlarının olumlu olduğunu gördük” dedi.

Böylesine büyük bir merkezin bir pandemi hastanesine dönüşmesi ve daha sonra da tekrar eski rutinine geri dönmesinin çok ciddi bir tecrübe olduğunu anlatan Doç. Dr. Yiyit, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu arada tabii hep yatan hasta olarak düşünüyoruz. Bunun ameliyathanesi var, acili var, poliklinikleri var, aklınıza gelebilecek bütün alternatifler ki bu işin olmazsa olmazı, bir de personel eğitimi var; koruyucu kıyafet kullanımı hemşirelerin hastalara yaklaşımları, aklınıza gelebilecek her türlü şey Covid döneminde çok daha farklı işlemek zorunda. Bu nedenle ‘Covid’in kitabını yazalım’ dedik. Bu, bizden sonrası için sadece bilimsel bir literatür kitabı değil, aynı zamanda da bir rehber kitap olacak. Bu kitabın içinde aslında sadece bilgi birikimi değil, kendi kazanımlarımız var. Uykusuz geçirilmiş geceler, sevdiğinden, çoluğundan çocuğundan ayrı kalınmış aylar var. Belki de 'bir kalp atmaya devam etsin' ya da 'sevdiğinden ayrılmasın' diye beyaz tulumun içinde siperliklerin arkasında dökülen ter var. Bu bakımdan pandemiyle yeni tanışan illerde, ilçelerde, hatta belki ülkelerde; hastanelerde baştan sona olabilecek her şeyi kapsayan bir kitap olarak kaleme alındı.”

Yaklaşık 4 bin personelin görev yaptığı üç hastanenin ortak çalışması olan kitabın içeriğinin, 100’den fazla sağlık çalışanı tarafından hazırlandığına işaret eden Doç. Dr. Yiyit, sözlerini şöyle noktaladı:

“Laborantından güvenlik görevlisine, temizlik personelinden sekreterine, hemşire arkadaşlara kadar herkesin tecrübesi, herkesin katkısı ile ortaya çıkan bir ürün bu. Bu süreç, normal bir hastane yönetiminden çok farklı. Çünkü normalde personel, malzeme temini ve maksimum düzeyde sağlık hizmeti sunma odaklı bir yaklaşım söz konusu olur. Oysa pandemi döneminde öncelikle sağlık personelinizi korumanız gerekli, ikincisi hastalara hizmet ederken başka hastaları da korumak, mümkün olduğunca da maliyetleri düşünmeden maksimum düzeyde koruyucu tedbirleri önceleyerek çalışmak zorundasınız. Elimizdeki personel havuzunu da maksimum düzeyde kullanıp, hem adaletli hem de tükenmişliğe yol açmadan o insan gücünü iyi değerlendirmeniz gerekiyor. Korku ile yaklaşılan o ortamda güven sağlayarak yürümeniz lazım. Bizim bu dönemdeki ölüm oranımız yüzde 1’in de altında. En yüksek sayıda vakayı takip eden bir hastane olarak, işin psikolojik tarafını da yönetmek zorundasınız. Hem personeliniz, hem hastanız, hem hasta yakınlarının beklentilerinin yüksek olduğu ve her an endişe ve korku ile yaşadığı bir süreç. En ufak hata yapma şansınız yok. Bizim bu süreçteki başarımızın altında ‘empati’ var. Hastamızla, hasta yakınımızla, çalışanımızla, attığımız her adımda muhatap olduğumuz herkesin yerine kendimizi koyarak yürüdük ve başarılı olduk.”

“İLK VAKA AÇIKLANDIĞINDA NEYLE KARŞILAŞTIĞIMIZI BİLMİYORDUK”

Pandemi döneminde hastanede Covid Polikliniği Sorumlusu ve Pandemi Koordinatörü olarak görev yapan Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Serkan Demir ise “Biz bütün tecrübelerimizi, sahadaki döktüğümüz her ter damlasını bu kitabın sayfalarına koyduk aslında. Çünkü ilk Covid vakası ülkemizde açıklandığında neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorduk. Ama 1 ay içerisinde şunu öğrendik ki, Covid birçok klinik tablo ile karşımıza gelebiliyor. Ben nöroloji uzmanıyım örneğin, omurilik iltihaplarından inmeye kadar birçok nörolojik klinik tabloya şahit oldum. Daha sonra diğer meslektaşlarımızla konuştuğumuzda dünya literatürünü de takip ettiğimizde, birçok branş ile ilgili Covid tutulumu olduğunu fark ettik. Biz Sancaktepe Eğitim Araştırma Hastanesi olarak çok ciddi bir pandemi yükünü üstlendik ve yönettik. Diğer branşlardaki hekim arkadaşlarımızla konuşarak, hemen bir editoryal danışma kurulu (board) oluşturduk ve bu kişilerle bir planlama yaparak aslında bir tanı ve tedavi kılavuzundan ziyade, bir hastanenin komple tecrübesini kitaba dökmüş olduk” dedi.

Covid enfeksiyonunun basit bir enfeksiyon ya da gribal bir hastalık değil, çoklu sistem hastalığı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Demir, “Multisistemik bir hastalık olduğunu en başta biz de tecrübe ettik. Bu nedenle tedavide hem kardiyak (kalp damar), hem dahili, hem de nörolojik komplikasyonların önlenmesi için ilk antikoagülan (kan sulandırıcı) tedavi uygulayan ve öneren merkezlerden biri olduk. Aynı şekilde yine bağışıklık sisteminin hastalığa karşı gösterdiği yanlış alarmı engellemeye yönelik monoklonal antikor tedavilerini de ilk uygulayan ve ciddi anlamda tecrübe etmiş merkezlerden biriyiz. Bu tecrübemizi diğer meslektaşlarımıza aktarmak istedik. Yıllar sonra, Allah göstermesin yine bir pandemi ile karşılaşacak olursak, en azından bir rehber kitap olarak masalarda durmasını amaçladık” diye konuştu.

Tıp fakültesi dahil yaklaşık 20 yıllık hekimlik hayatında bu pandemi döneminin kendisine öğrettiği en önemli şeyin “soğukkanlı olmak” olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Demir, şu cümlelerle sözlerini noktaladı:

“Bunun dışında o yoğunluğa olağanüstülüğe rağmen hasta yönetiminde her ayrıntıyı düşünmek, binlerce hastanın söz konusu olduğu bir durumda personelin, doktorun, hemşirenin, yorulmadan ama etkin bir şekilde nasıl çalıştırılabileceğinin organizasyonunu öğrendik. Bir nörolog olarak beni Covid sonrası en çok etkileyen şeylerin başında genç yaşta görülen inmeler geliyor açıkçası. Çok fazla inme vakası gördük hem kendi merkezimizde hem de Türkiye’de. Artık semptomlara bakışımız, enfeksiyona bakışımız, bu enfeksiyonların kendi branşımız açısından konuşacak olursam, nörolojik klinik yansımalarına bakışımız çok değişti. Bir anlamda bu pandemi hepimizi komplike birer hekim haline getirdi aslında.”

[right-side]
Blogger tarafından desteklenmektedir.