ömerli barajı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ömerli Barajı ve çevresi “doğal sit alanı” olarak tescillenecek

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye genelinde 89 bölgeyi "doğal sit alanı" olarak tescilleyecek. İstanbul'da 10 yer belirlendi.

Türkiye ve içinde bulunduğu bölgenin, ekosistem bütünlüğü ile biyolojik çeşitliliğin korunması amacıyla 2023'e kadar tüm korunan alanların ülke yüz ölçümünün yüzde 17'sine ulaştırılması hedefleniyor.

Bu kapsamda, "Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi"nde yeniden değerlendirilmesi yapılamayan veya proje sonrası İl Müdürlükleri tarafından Bakanlığa iletilen korunması gerekli görülen alanlar, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce yeniden gündeme alındı.

İstanbul'da yapılan incelemeler sonucu, Ömerli Baraj Gölü ve çevresini kapsayan "Pendik-Kartal-Maltepe-Sultanbeyli-Çekmeköy-Sancaktepe-Tuzla, Ömerli Havzası, "Çekmeköy ve Alemdağ Kışlaları Civarındaki Ormanlık Alanlar", Kadıköy ilçesindeki Koşuyolu ve Erenköy mahalleleri ile 3. Havalimanı Çevresi, Beşiktaş'taki E:615, Y:1653 Ada 95 Parsel alanı ile Vişnezade-Dolmabahçe bölgesi, Bakırköy ilçesindeki Zuhuratbaba Mahallesi, Küçükçekmece-Avcılar'daki Küçükçekmece Göl Havzası ile Büyükçekmece'deki Büyükçekmece Göl Havzası olmak üzere 10 yer doğal sit alanı ilan edilecek.

Bu alanların tekrar değerlendirilmesi için "Potansiyel Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi" 2018-2019 yıllarında yatırım programına dahil edildi.

Ömerli Barajı 4 can aldı
Ömerli Barajı'nda boğularak hayatını kaybeden Kılıç ailesinin 4 ferdinin cenazesi, Sultanbeyli'de toprağa verildi.

Ömerli Barajı'nın Pendik Emirli Köyü mevkindeki barajda, yakınlarını kurtarmak için peş peşe suya giren ve boğularak hayatını kaybeden İsmail Kılıç (24), ağabeyinin eşi olduğu öğrenilen 8 aylık hamile Suzan Kılıç (22), yeğenleri Fatma Kılıç (14) ve Yasin Kılıç (13) için ikindi vakti, Sultanbeyli Hasan Hüseyin Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi.

Törende, Fatma ve Yasin Kılıç'ın babası Abdullah Kılıç ve ailenin öteki yakınları cami avlusunda taziyeleri kabul etti.

İsmail, Suzan, Fatma ve Yasin Kılıç'ın cenazeleri, ikindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Sultanbeyli Uzundere Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Cenaze törenine Kılıç ailesinin yakınları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

İsmail Kılıç (24) ağabeyinin eşi olduğu öğrenilen 8 aylık hamile Suzan Kılıç (22), yeğenleri Fatma Kılıç (14) ve Yasin Kılıç (13) ile piknik yapmak için Ömerli Barajı'nın Pendik Emirli köyü mevkisine gitmişti. Bu sırada serinlemek amacıyla baraja giren Fatma Kılıç, suda çırpınmaya başlayınca, Kılıç'ın boğulmak üzere olduğunu gören İsmail, Suzan ve Yasin Kılıç da tek tek baraja atlayarak Fatma Kılıç'ı kurtarmak istemiş ancak barajda kaybolmuşlardı. 4 kişinin cesedi yapılan aramalar sonucunda barajda bulunmuştu.

Paşaköy, İstanbul’un, eskiden Kartal ilçesine ve son yerel seçimlerden sonra Sancaktepe ilçesine bağlı eski bir yerleşim alanı. Türkiye-Yunanistan arasındaki mübadele anlaşması gereği Selanik’ten göç edenler tarafından kuruluşu, 1922-23 yıllarına dayanıyor. Konumu ve eski evleriyle hala kırsal güzelliğini koruyan Paşaköy, geçmişe büyük özlem duyuyor. Bir zamanlar, Marmara Bölgesini yüzlerce ton tahıl ve İstanbul’un Asya yakasını süt ürünleri ile beslerken; günümüzde ise tarımsal üretimi durma noktasına ve geçim sıkıntısı en üst seviyeye gelmiş.

Paşaköy, İstanbul’un en önemli içme su kaynaklarından, Ömerli Barajı İçmesuyu Havzası içinde yer alıyor. İçmesuyu havzasının Kısa ve Orta Koruma Kuşakları içinde bulunması nedeniyle, Paşaköy’de İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi) Yönetmeliği kapsamında koruma tedbirleri uygulanıyor. Ancak Paşaköy’lüler, Ömerli Havzasının genel durumuyla kıyasladıklarında içinde bulundukları şartlardan şikayetçiler: Örneğin imar yasağı nedeniyle çocuklarına ev yapamaz, kat çıkamazken; yine içmesuyu havzası koruma kuşakları içinde yer alan Sultanbeyli ve çevresindeki diğer yerleşim alanlarında yükselen 5-10 katlı binaları sorguluyorlar.

Paşaköy’lülerin haklı olarak işaret ettikleri gibi, baraj gölüne en yakın mutlak (0-300 m.) ve kısa (300-1000 m.) mesafeli koruma kuşakları dışında, Ömerli Su Toplama Havzasının doğal sınırları ve ekolojik özelliklerine göre bir bütün (entegre) olarak korunamadığı biliniyor, maalesef. Örneğin, havzayı besleyen su kaynakları (küçük göller, sulak alanlar vb.) kirlenmiş ve dereler ıslah(!) edilerek yatağı değiştirilmiş, betonlaşmış durumda. Ömerli Su Toplama Havzası içinde, bir yanda Paşaköy’dekiler imar yasağı nedeniyle mağdur oluyor; diğer yanda plansız dev yerleşim alanı Sultanbeyli’nin, “ölü yatırım” Formula 1 tesislerinin ve bu tesislerin civarında yoğun nüfuslu lüks sitelerin oluşmasına izin veriliyor?

Paşaköy’de Ömerli baraj gölünü korumak amacıyla bir atık su arıtma tesisi de bulunuyor. Burada yukarıda bahsettiğimiz havza içindeki yerleşim alanlarından (Sarıgazi, Samandıra, Sultanbeyli, Alemdağ Yenidoğan, Sultançiftliği) gelen atık sular arıtılıyor. Ancak Paşaköy’dekilere göre, özel bir şirketin işlettiği bu arıtma tesisi düzenli ve tam randımanlı çalıştırılmıyor. Atık suların zaman, zaman (örneğin yağmur yağdığında) arıtılmadan, olduğu gibi Ömerli baraj gölüne verildiği iddia ediliyor. Arıtma tesisinin çalıştırılmaması; yerleşim/tarım/endüstri alanlarından gelen her türlü evsel, ağır metal, tarım ilacı ve benzeri kimyasal atıkların arıtılmadan göle verildiği iddiası, bir çeşit cinayet ihbarı olarak kabul edilmelidir. İSKİ ve ilgili diğer birimler tarafından araştırılmalı, suç/suçlu tespit edilmeli ve kamuoyuna bu konuda bilgi verilmelidir.


Paşaköy’ün ve Ömerli Su Toplama Havzasının durumu, aslında İstanbul’un (ve hatta tüm Türkiye’nin) mevcut şehircilik anlayışını yansıtıyor. İstanbul’da musluklarımızdan akan suya, değil içmek; diğer günlük kullanımlarımız için bile güvenmiyoruz. Bu nedenle, evlerimiz ve iş yerlerimizde su şirketlerinden plastik şişelerde su satın alıyoruz. Şehir suyumuzun temizliğinden ve kalitesinden şüphe duyuyoruz, çünkü belediyelerimizin su toplama havzalarını (ekonomik, sosyal ve çevresel politikalarıyla) koruma ve yönetim yaklaşımını yeterli ve güvenilir bulmuyoruz. Farkında olsak da, olmasak da insanlar, hayvanlar, bitkiler vb. yeryüzündeki tüm canlılar için hayati önem taşıyan su kaynaklarımızı korumak; aslında ekonomiyi korumak anlamına geliyor. Su sektörü büyük bir hızla büyüyor: akarsular özelleştiriliyor, ülkeler su üzerine anlaşmalar yapıyor, temiz su ihtiyacı ülke ekonomilerini doğrudan ya da dolaylı olarak giderek daha da fazla etkiliyor.

Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de nüfusun büyük bir bölümü şehirlere göç etmeye devam ediyor. Şehirler sosyal ve çevresel sorunların yanı sıra; bunlarla bağlantılı kalabalık, işsizlik, fakirlik, kirlilik ve trafik ile uğraşıyor. Ayrıca bunlara, şehirlere yığılan halkın konut, su, enerji vb. ihtiyaçlarını ve üretilen çöp yığınlarından kurtulma gereğini eklemeyi de unutmayalım. Hepsinin üzerinde ise, iklim değişikliği en son ve önemli tehlikelerden biri olarak şehirlerimizi tehdit ediyor. Son yıllarda kuraklık, aşırı sıcak dalgaları, yağış ve seller şehirlerimizi vuruyor. Gerekli önlemler alınmazsa, iklim değişikliğinin sosyal ve çevresel etkilerinin gelecekte şehirlerde daha da artacağı, hava ve su kalitesini doğrudan etkileyeceği tahmin ediliyor.

Türkiye’de merkezi ve yerel yöneticilerimizin ne mevcut şehircilik sorunlarına; ne de iklim değişikliğine karşı ürettikleri politikalardan, planlandığı önlemlerden haberimiz yok. Aşırı yağışlar öncesinde kamuoyunu medya aracılığıyla uyarmanın ve sele karşı kriz masası oluşturmanın dışında neler yapıldığını bilmiyoruz. Ama su kaynaklarımızın ve geleceğimizin, merkezi ve yerel yöneticilerin geliştirecekleri politikalara, planlara ve uygulamalara bağlı olduğunu biliyoruz.

Peki Paşaköy’lüler gibi, biz de yaşadığımız şehirde yöneticilerin izlediği politikaları, uyguladıkları planları, dağıttıkları içme suyunun temizliğini ve kalitesini sorguluyor muyuz? Musluklarımızdan akan suyun nereden geldiğini, ne kadar korunduğunu ve ne içerdiğini biliyor muyuz? Doğal kaynaklarımız nasıl korunuyor? Geleceğe yönelik kullanım ve sosyal adalet gözetiliyor mu? Ömerli Havzasının ya da şehrin diğer içmesuyu havzalarının betonlaşmasına neden engel olunamıyor? Karar vericiler ve bütün yöneticiler dahil, herkesin “kontrolsüz şehirleşme/kentleşme” deyip çıktığı bu sorun nasıl çözülebilir?

Türkiye’de bütün bu soruları ve muhtemel yanıtlarını içine alan yeni bir şehircilik anlayışına acilen ihtiyaç var. Bu yeni şehircilik anlayışı, doğru arazi kullanımını; su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini; “yeşil” mimari, toplu taşıma, geri dönüşüm, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımını ve enerji tasarrufunu teşvik eden politikalardan oluşmalıdır. Yeşili tahrip eden ve insanları doğadan uzaklaştıran betonlaşmış şehirlerimiz, onları çevreleyen doğal alanlar ile bir bütün olarak (insanların fiziksel ve ruhsal bağlantı kurmasının sağlayacak şekilde) planlanmalıdır.

Demokrasilerde bireylerin değer yargıları, karar verme sürecini doğrudan etkileyebilir ve değiştirebilir. Önemli olan, bizlerin doğaya ve yaşadığımız yerlerde yeşil alanlara önem vermemiz. Biz aldırmaz, değer vermezsek; karar vericileri ve yöneticileri bu tutumlarından dolayı eleştirmeye ve suçlamaya da hakkımız olamaz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, yaşadığımız sorunlar artarak devam edecek ve şehirlerimiz yaşanamaz bir hale gelecektir. O zaman yarattığımız cehennemi bırakıp – piknik yaparken çöplerimizi olduğumuz yere bırakmamız, buna karşılık gelecek sefer piknik yapmak için aynı yere geldiğimizde temiz yerler aramamız gibi - başka yerlere gidebilecek miyiz?
NTV Yeşil Haber | Sema Atay - Doğa Korumacı [right-side]

Etkili yağmur ve yoğun kar yağışının ardından son 36 yılın en yüksek debisine ulaşan Ömerli Barajı'nın kapaklarının açılmasıyla birlikte Riva Deresi taşınca, Beykoz'un bazı bölgeleri sular altında kaldı. Sular altında kalan evlerin sadece çatıları gözükürken, büyük maddi hasara rağmen yaralı ve can kaybı bulunmaması sevindirdi.

Etkili yağmur ve yoğun kar yağışı ile birlikte son 36 yılın en yüksek debisine ulaşan Ömerli Barajı'nın kapakları açıldı. Kapakların açılmasının ardından boşalan suyun yoğunluk oluşturduğu Riva Deresi taştı. Taşkın nedeniyle Beykoz Bozhane Köyü ve civarındaki 3 köy sular altında kaldı. Yaklaşık 600 hanenin bulunduğu bölgede, yol üzerinde bulunan bazı mesire yerleri ve bazı işletmeler de sular altında kaldı. Sular altında kalan bölgedeki evlerin sadece çatılarının gözükmesi, dehşetin boyutunu gözler önüne serdi.

Bozhane köyüne giden bazı yollar da taşan dere nedeniyle kapandı. Gece saatlerinde başlayan ve büyük maddi hasara neden olan su baskınında, herhangi yaralı ve can kaybı olmaması sevindirdi.

Mağdur olan esnaf ve vatandaşlar, kendilerine herhangi bir uyarı yapılmadığını iddia ederek, "Her yeri su bastı. Herhangi bir can kaybı veya yaralanma yok ama büyük maddi hasar var" diye konuştu. /Zaman

İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Ömerli barajı civarında çıkan yangında 15 hektar ormanlık alan tahrip oldu.

Edinilen bilgiye göre, Ömerli Barajı Kurnaköy yakınlarındaki çam ağaçlarında oluşan ormanlık alanda saat 16.00 sıralarında henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı.

Rüzgarın da etkisiyle hızla yayılan yayılan yangına çok sayıda itfaiye ekibi müdahale etti. Arazinin engebeli olması nedeniyle zaman zaman zorlukla karşılaşılan ve itfaiye ekiplerinin 7 arazöz ve iki dozerle yürüttüğü söndürme çalışmalarına, İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait dört uçak ve dört helikopterle de destek veriliyor. Yapılan yoğun çalışmalar sonucu, yanan alanın yaklaşık yüzde 80’i kontrol altına alınarak soğutma çalışmalarına başlandı. Yangın nedeniyle yaklaşık 15 hektarlık ormanlık alan tahrip oldu.

İstanbul Orman Bölge Müdürü İsmail Üzmez, ''Yapılan yoğun çalışmalar sonucu yangın tamamen kontrol altına alındı, soğutma çalışmalarına devam ediliyor. Yangında yaklaşık 15 hektarlık ormanlık alan tahrip oldu'' dedi.
Blogger tarafından desteklenmektedir.